Kadın Olmak Afrika’da Daha da Zor!

Erkek üstünlüğünün hâkim olduğu, kültürün, adetlerin, inançların bu ataerkil düzene göre şekillendiği Afrika Kıtası’nda en fazla ezilen kesim olan kadınların hayatları dünyanın diğer kısımlarında yaşayan hemcinslerine göre daha da zor. Ailelerinin refahına katkıda bulunmaları için çocuk yaşta zorla evlendirilen kız çocukları eğitim alma fırsatı bulamıyor, üstelik genç yaşta anne olup hayatta kalma savaşı veriyorlar. Karşı cinsten gelen şiddete ek olarak özellikle Sahra Altı Afrika’nın yaşam koşulları kadınların hayatını daha da zorlaştırıyor.

Afrika’da kuraklığın tehdit ettiği ve insani yardımların çok kısıtlı olduğu bölgelerde insanlar hayatta kalabilmek için kızlarını para ya da büyükbaş hayvan karşılığında çocuk yaşta evlendiriyorlar. “Kuraklık gelinleri” veya “Özgürlükleri satılan kız çocukları” olarak adlandırılan bu Afrikalı genç kızlar kıtadaki zor yaşamın sorumluluğunu üstlenip, çocuk denecek yaşta bebeklerinin sorumluluğunu yüklenmekteler.

Afrikalı kadının var olma savaşı

Afrika’da toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında öne çıkan konular özellikle sağlık, erken yaşta evlilik, kız çocuklarının satılması, kadına yönelik şiddet ve kadın sünneti meselelerinde yoğunlaşıyor.

Tüm dünyada yaşam süresi 1990’dan bu yana 6 yıl artış gösterirken yaşam süresinin gerilediği tek bölge Sahra Altı Afrika’da sağlıksız yaşam koşulları ve sağlık hizmetlerindeki yetersizlik nedeniyle anne/bebek ve çocuk ölümleri de sıradan ve doğal. Dünya genelinde doğum esnasında yaşanan anne ölümlerinin sadece yüzde 1’i yüksek gelirli ülkelerde gerçekleşiyor. Örneğin, gebelik ya da doğum komplikasyonu nedeniyle bir kadının hayatını kaybetme ihtimali Nijer’de yaklaşık 7’de bir iken İrlanda’da 48 binde bir. Anne ölümleri dünya çapında birkaç yıldır önemli ölçüde azalmasına rağmen bu oranın düşük gelirli ülkelerde, Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da hâlâ yüksek olduğu görülüyor.

Afrikalı kadınların yaşamlarını tehdit eden önemli bir gelenek de kadın sünneti. Afrika Kıtası’ndaki eski geleneklerini sürdüren toplumların önemli ritüellerinden biri olan kadın sünneti çocukluktan yetişkinliğe geçişi simgeliyor. Yaşadıkları toplumda kabul edilebilmek, evlenebilmek ve değer görebilmek için kadınlar sünnet olmak zorunda. BM istatistiklerine göre dünyadaki 130 milyon sünnetli kadın ve kız çocuğuna her yıl 2 milyon yeni vaka ekleniyor. Halen 30 kadar Afrika ülkesinde uygulanan kadın sünnetinin ölüm, enfeksiyon, kanama, ürolojik komplikasyon, septisemi, AIDS, Hepatit B, doğurganlığı kaybetme, depresyon gibi yan etkileri mevcut.

BM Dünya Sağlık Teşkilatı, Uluslararası Af Örgütü ve bazı devletler kadının kendisi ve doğacak çocuğunun sağlığı açısından son derece sakıncalı olan sünnet uygulamasını sona erdirmeye kararlı. Afrika’daki 24 ülkede kadın sünneti kanunen yasaklandı. 12 gelişmiş ülkede ise Afrika’dan gelen göçmenler nedeniyle benzer yasaklar uygulanıyor. Kadın sünnetini kanunen yasaklamış ülkelerin başında gelen Kenya’da 2007 senesinde bu uygulamanın önceki yıllara kıyasla artış gösterdiği belirlendi. Kenyalı politikacıların oy kaybetme kaygısıyla kanunları uygulamaktaki isteksizlikleri, medyanın seçimler sırasında yaşanan iç kargaşaya odaklanmaları bu dönemde kadın sünnetindeki artışa neden olarak gösteriliyor.

Yukarıda da belirtildiği gibi, Afrika’da yaşam şartları kadınlar için zor olmasına rağmen bu hayatta kalma ve eşitlik mücadelesinde onlara destek olacak uluslararası mevzuat ve uygulamalar da mevcut. Ancak bu mevzuatın tam anlamıyla işlerlik kazanabilmesi için bir takım aksaklıkların giderilmesi ve uygulama mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor.


Afrika’da kadınlar için uluslararası mevzuat

Afrika’da kadın haklarını düzenleyen çeşitli uluslararası mevzuatlar bulunuyor. Bunlardan en önemlilerinden biri Afrika İnsan ve Halkların Hakları Sözleşmesi. Evrensel insan haklarının tanınıp uygulanması amacıyla oluşturulan sözleşme, ilk etapta Afrika Birliği Organizasyonu’na üye olan 26 devlet tarafından 21 Ekim 1986’da onaylandı, 15 Temmuz 2009’da ise tüm üye ülkeler tarafından kabul edildi. Afrika kadınlarının geleneksel problemlerinin çözümünde bölgesel bir koruma mekanizmasına duyulan ihtiyaçla bu sözleşmeye ilâve edilen Ek Kadın Hakları Protokolü ise 25 Kasım 2005’de yürürlüğe girdi. Ancak, Afrikalı kadınlar için güzel bir geleceğin müjdesini veren, evrensel ve devredilemez kadın haklarına önem verilmesi ve uygulanmasının amaçlandığı protokolde bazı aksaklıklar mevcut.

Örneğin uygulamada taraf devletlerin nasıl bir yol izleyecekleri tam olarak belirtilmemiş. Yerel hukuk kurallarının protokol ile uyumlu ve uygulanabilir hale getirilmesi gerekiyor. Çünkü taraf ülkelerin çoğunda evlilik, aile, miras ve mülkiyet hakları hâlâ yerel hukuk üzerinden sağlanıyor. Protokolün denetim ve uygulama mekanizmaları tam olarak işlemediğinden taraf olan devletlerin yükümlülükleri sadece kâğıt üstünde kalıyor.

Bu konuda ikinci bir örnek de Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW). 1981’de yürürlüğe giren, BM temel insan hakları sözleşmelerinden biri olan CEDAW, diğer insan hakları belgelerinde yer alan hakların kadınlar için de uygulanmasını hedefliyor. Siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşam, hukuk, sağlık ve aile gibi alanlarda kadınların rolleri ve yerlerine dair sorunları kapsamlı bir şekilde ele alan CEDAW’a taraf olan devletler kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı yasaklayan ve yaptırımlar getiren mevzuatları uygulamayı taahhüt ediyor. Ancak bu sözleşmeye taraf olan ülkelerin CEDAW öncesi dönemde hazırlanmış olan anayasaları incelendiğinde kadın-erkek eşitliğine dair hükümlere kısaca değinildiği, bu alanın bazı yasalar ve idari uygulamalarla düzenlenmekte olduğu görülüyor.

CEDAW sonrası dönemde hazırlanmış, dolayısıyla eşitlik ve insan hakları konusunda anayasal düzenlemeleri barındıran en iyi örneklerden bir tanesi Ruanda. Nitekim uzmanlar da kadın hakları konusunda örnek alınabilecek en iyi hükümlerin bir çatışma ya da otoriter rejimden çıkan ülkelerin eşitliği somutlaştırmak için daha demokratik hükümler kaleme aldığını ve yakın zamanda güncellenmiş anayasalarında bulunduğunu belirtiyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusu Afrika ülkelerince de tartışılan bir konu. Etiyopya’nın başşehri Addis Ababa’da Ocak 2015’te 40 ülke devlet başkanının katılımıyla gerçekleştirilen 24. Afrika Birliği Liderler Zirve’sinin bu yılki başlığı Kadının Hakları ve Güçlendirilmesi konusuydu. Her yıl gerçekleşen Afrika Birliği Zirvesi, Afrikalı liderlerin katıldığı oldukça önemli bir toplantı. Zirvede kadının ekonomik ve sosyal açıdan güçlendirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadına karşı şiddetin engellenmesi gibi konular ele alınırken uygulanacak olan yol haritası da hazırlandı. Ruanda da buna benzer biçimde 1994 yılında 1 milyonun üzerinde insanın ölümüyle sonuçlanan iç savaştan çıkar çıkmaz anayasasını güncelleyen bir ülke. Dünya genelinde kadınların parlamenter sistemlerde temsil edilme oranı sadece %22 iken bu oran Ruanda Parlementosu’nda %63,8’e çıkıyor. Kadın politikacıların çokluğu politik ajandada çeşitlilik yaratırken, eşitlik ve adaleti de pekiştirmekte.

Ruanda’da her vatandaş artık eşit haklara sahip. Kişiler arası etnik ayrım yapılmıyor, tecavüz olayları azaldı, kadınlara eşleri tarafından şiddet uygulanmıyor, çocuklara eşit eğitim hakkı tanınıyor, kürtaj yasal, kadınlar toprak ve mülk sahibi olabiliyorlar ve eşler evlenmeden önce edindikleri malları ayrılmaları durumunda paylaşmıyorlar. Erkeğin vefatı durumunda mal varlığı eşi, kız ve erkek çocukları arasında eşit paylaşılıyor.

Afrikalı kadınların eşitlik ve yaşam mücadelesinde umut verici bir gelişme de konunun Afrika Birliği Zirvesi’nde ele alınması. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusu Afrika ülkelerince de tartışılan bir konu. Afrikalı liderlerin katıldığı oldukça önemli bir toplantı olan ve her yıl gerçekleşen Afrika Birliği zirvesi, bu konuyu tartışmak için iyi bir platform sunuyor. Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da Ocak 2015’te 40 ülke devlet başkanının katılımıyla gerçekleştirilen 24. Afrika Birliği Liderler Zirvesi’nin bu yılki başlığı “Kadın Hakları ve Güçlendirilmesi” idi. Zirvede kadının ekonomik ve sosyal açıdan güçlendirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadına karşı şiddetin engellenmesi gibi konular ele alınırken uygulanacak olan yol haritası da hazırlandı.

Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki, devletler düzeyinde yapılan /yapılması beklenen tüm bu kurumsal ve yasal düzenlemeler bölgedeki kadınların eşitlik ve yaşam mücadeleleri ile desteklendiği oranda daha da güçlenebilir ve hayat bulabilir. Bu mücadelenin örneklerini ise Afrikalı kadınların kurduğu ütopik köylerde görmek mümkün.

Afrika’da kadınların mücadelesine tanık olmak

Afrika’da kadına yönelik şiddetin yanı sıra bölgedeki kadınların mücadelesine tanık olmak umut verici.Buna güzel bir örnek Nagusi Lokemu. Lokemu ataerkil Samburu Kabilesi’nden geliyor ve burada kadınların hemen hemen hiçbir hakkı yok. Kız çocukları ailelerine başlık parasıyla refah getirecek mallar olarak bakılıyor. Erkekler eşlerini dövüyor, hatta dayaktan öldürebiliyorlar.

Nagusi Lokemu 90’lı yılların başında BM Barış Gücü’nde görev yapan üç İngiliz askeri tarafından tecavüze uğramış. Yaşadığı bu olayı kocasına anlattığında şiddetle karşılık bulan Nagusi kendiyle aynı durumda olan 15 kadınla bir araya gelip Kenya'nın başkenti Nairobi'nin 350 km kuzeyinde terk edilmiş bir arazide sadece kadınların yaşam sürdüğü Kenyalı Feministlerin Mor Çatısı, ütopik Umoja Köyü’nü kurmuş.

Bir başka ütopik köy örneği de Awra Amba. Sosyo-ekonomik problemlerin ancak yardımlaşmayla aşılacağını düşünen Eşitliği ilke edinen bu topluluk için çalışmak, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, yardımlaşmak ve temizlik gerçek ibadet sayılıyor. Tüm dinlerin uygun gördükleri kısımlarını Altın Kural başlığı altında toplayıp uygulayan bu topluluk ilk başta tepki çekmiş olmasına rağmen Etiyopya Hükümeti eşitlik ilkesiyle çalışarak fakirlikle başa çıkan bu topluluğu anlamaya çalışmış. Dünya Bankası kırsal kesim gelişim danışmanı Mohammed Mussa Awra Amba ile ilgili hazırladığı raporda bu topluluğun uyguladığı eşitlik ilkesinin, iş ahlâkı ve sosyal sigorta sisteminin tüm dünya için bir örnek oluşturduğunu ifade ediyor.

Sonuç olarak, Afrika’nın zorlu şartlarında her türlü riske rağmen inisiyatif kullanıp özgürlüklerini ele alma yürekliliğini gösteren, yüzlerinde sükûnet, dostluk, cesaret, gurur ve kararlılık hissedilen saygıdeğer Afrikalı kadınların çıktıkları bu asil yolda başarılı olması herkesin umudu. Afrika’da kadın olmak acı çekmek, sancılı koşullara katlanmak, zor hayat şartlarını omuzlamak anlamına geliyor. Hızlı bir değişim içerisinde olan dünyamızda Afrika’da yaşam mücadelesi veren, her koşulda güçlü ve güler yüzlü kıta kadınlarının haklarını kazanmak uğruna verdikleri savaşta en kısa sürede başarı elde etmeleri en içten dileğimiz.


Not: Figen Gündüz Letaconnoux'a ait olan yazı ve fotoğraflar Analist Dergisi Haziran 2015 52.sayıda yayımlanmıştır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

error: İçerik İndirilemez!!